7 Eylül 2011 Çarşamba

bu aralar kendi başıma işler yapıyorum.

dün şişli etfal'e gittim. bu yaz 5 sezon House izlemenin yan etkisi olarak,
hastanede dolaşırken her an bir Chase, Cameron yada Foreman 
görme arzusu vardı içimde hep.
birde kanımı alan vicdansız hemşireye burdan seslenmek istiyorum:
allasen o nasıl bir iğne batırıştı?
24 saat geçti kolum hala ağrımakta. elin bayağı hafifmiş.

neyse birazdan tahlil sonuçlarını almaya gideceğim.
doktorun '3 aylık ömrünüz kalmış' deyip bir atraksiyon
yapmasını bekliyorum.





annemin bize verdiği büyük ayarlar part1:

bilgisayarımda mozillayı bulamayınca: 

'bu nasıl bilgisayar google bile yok bozmuşsunuz hep!'

emreyle neşe kaynağımız.seviyoruz ailecek

5 Eylül 2011 Pazartesi

Biz Merve'yle hep İstanbul Modern'e gideriz.

O gün evden çıkıp otobüs durağına gittiğimde aklımda tek bir korku vardı:

                             YA AKBİLİMDE PARA YOKSA?
 

Bilen bilir İstanbul'da artık otobüslerde akbilden başka bişey geçmiyor.akbilinde paran yoksa  böyle saçmasapan bi durumda kalıyosun .para da veremiyosun bi çeşit paranla rezil oluyosun filan.neyse.Zaten 1 saat kalmış. otobüs gelmiyor. gelse de o muhteşem dıdı - dıııııt  dıdı dııııt  sesini duyarsam korkusu tüm benliğimi kaplamış. oturmuş duraktaki insanları inceliyorum.asırlar gibi geçen süreden sonra ufukta 46Ç beliriyor.zaten bütün herkeste onu bekliyomuş maşallah.topluca biniyoruz.
ve akbili basıyorum.o sesi duymayıp,üstüne bir de daha birsürü basma hakkım olduğunu görünce,lisedeyken matematik sınavlarından kılpayı kurtardığım zamanlardaki kadar seviniyorum filan.

Taksim'de inip finikülere biniyorum.Japon bir kadın bir ara kendimi güney kore sinemasında gibi hissettiriyor.Kabataş'ta inip yürüyerek nihayet varıyorum.sonra Merve'den hafif çaplı bir 'nerdesin azarı' işittikten sonra giriyoruz İstanbul Modern'e.güvenlikten geçerken,dünyanın en zor, karmaşık ve bir o kadar da insana hayatın anlamını irdelettiren soruyla karşı karşıya kalıyoruz:

                             SERGİYE Mİ GELMİŞTİNİZ?

Merve 'evet' diyor bense dilimin ucuyla, 'hayır tatlım,sebze almaya gelmiştik.'

Neyseki sakinliğimi koruyup,içeri giriyoruz.

Steve McCurry! fotoğraflar harikaydı.nasıl da tonton şeker bir adam.son kodachrome filmi ile fotoğraflarını nasıl çektiğini anlattığı video da ayrı güzeldi.


bide böyle pamuk şeker gibi bulutlar vardı çekmeden duramadım.